ANLAMAK

Kelebek artık kokusunu alamadığı evinde evsiz kalmıştı… 

Eve gittim. Yaptığım en iyi şeyi yaptım ve eve gittim. Ev, kokusunu almadığımız yerdi. Her evin kokusu vardı. Oraya ait olmayanların aldığı, özel bir koku. Evimizin kokusunu alıp, bizden biri olduğunu iddia eden biri vardı. Kokuyu alan kişi benim dokunmaya kıyamadığımı, gözümün önünde ağlattı.  

O an; onu orada, kaç farklı şekilde öldürebileceğimi düşündüm. Benim aileme zarar verme hakkını kendinde gördüyse o kişi olmamalıydı. Ben kendimi ona hazırlarken benim sebebim benim karşımda durdu. Demek ki bazen sizin sebebiniz bunu istiyordu. Belki o an ağlıyordu ama ağlamayı istiyordu da. Uğruna herkesi karşıma alacağım evim beni karşısına aldı. Bu evsiz, kimsesiz, yalnız kalmaktı. Zaten yalnız olan benim, uğruna çabalayacağı bir ev de böylece gözyaşı olup gitti. 

Hiçliğin içinde bildiğim tek şey: Ona, bahçeme gitmek. İnsanlardan aldığım yarayı iki metrekarelik bir bahçe iyileştiriyordu ancak o bahçenin önündeki tahtada yazan isim ve tarihin verdiği yarayı hiçbir şey iyileştiremiyordu.  

Bir gün bana kaybımı hatırlatan insanlar geldi. Belki iyi hissettirdiklerini düşünüyorlardı ama ben onları görünce yine bahçeme gittim. Sımsıkı sarıldım o tahtaya, yine tüm bunların rüya olması gerektiğini söyledim. Sadece ben ve kuşlardı. Sadece biz vardık. Onlar bana konuştu, ben de bahçeme konuştum. 

Bunca olayın içinde bir de gözlemci vardı. Benim nasıl bittiğimi an ve an izleyip not alan gözlemci. Neden vardı ki o gözlemci? Her hareketimi sorgulamaktan artık ne yapacağımı öğrenmişti. Gözlemciyi tanımaya başlıyordum. İyi görünen kötü, merhem gibi davranan yara: Gözlemci. 

Loş ışıklı, tozlu ve çok sesli bir yerdeydik. Bahçemin hayaliydi. O hayale sarılmak birçok şeye mâl olmuştu. Ve o gözlemci… Geldi, yanıma oturdu. Derin bir nefes aldı. O an anlatmak istediklerini eksiksiz anlattı. Yaklaşık üç saniye süren nefes alma süresince ben de onu anladım. Bu garipti… Anlaşılamadığınız insanların ortasında sizi anlayan tek bir insanın olması anlatması çok zor bir duyguydu. 

Günler şekersiz çay tadında ve havalar tozluydu. Rüzgâr yoktu ama çok fazla insan konuşuyordu. Ben bile sessizdim, sessizdim, bıkmıştım. Diğerlerini bilmem ama kırıktım da. Bence hiçbir zaman düzelemeyecek kadar kırıktım. Bence artık mutlu olamazdım, eskisi gibi gülemezdim de. Yaşamak için sebebim yoktu. Kalanların daha fazla üzülmemesi için nefes alıyordum. Ve o atmaktan canı yanan kalbim vardı. Yeni yeni acıyla tanışıyordu. Sadece bitmeyi bekliyordum. 

Baktım. Masmavi gökyüzünde özgürdü kuşlar. Sonu gözükmeyen okyanusta kendimi gördüm. Güneş sapsarıydı. O kadar zıttık ki ama yine de bana benziyordu o maviler, sarılar. Okyanusta her gün kendimi kaybedip yeniden buluyordum. Derinlikleri daha koyu maviydi. Acaba o koskoca okyanus beni nasıl görüyordu? Sanırım bu hiçbir zaman cevabını alamayacağım bir soru olarak kalacaktı ya da belki bir gün okyanus dile gelip konuşurdu benimle? 

Günün her saati çayımız vardı. Uyanır uyanmaz çay koyardık. O çay bitene kadar bize misafir gelir, sofraya yeni bardaklar eklerdik. Çay bitince hemen yenisi demlenir ve bu döngü biz uyuyana kadar devam ederdi. Ben çayımı üç şekerli içerdim. Tadı bence şekerindeydi ancak değilmiş. O gün ani bir kararla şekersiz içmeye başladım. Gözlemcim bunu da gördü. O gün çaya şeker atmayı bıraktım ve o günlerin tadı o çay oldu. Küçücük bir olay bile bize çok şey hatırlatabilirdi. O da öylece kaldı. 

Ve o loş yerde gözlemci nefesini verip önüne baktı. Elindeki şişeyle oynadı. Anlık olarak bana baktı. Ben ise onda, elindeki şişede ve bakışlarında idim. Onu artık bilmekle kalmıyor, tanıyordum. Gözlerime yaklaşık iki saniye baktı ve: 

-Oraya mı gittin? 

Bilen biri için bahçeye, komşuya, mezarlığa ya da sadece dışarıya gitmiştim. Ama o beni tanıyordu. Evet oraya gitmiştim: bahçeme, çiçeklerime, ağladığım yere… Fark etmişti benim o an gittiğimi, ağladığımı. Basit gibi görünen derinlikti. Olağan görünen farklılıktı. O derinlikte boğulacağımı, farklılıkta yok olacağımı bilsem de o beni anlıyordu ve bu da benim korkmadan ona çekilmeme sebebiyet veriyordu.  

Kelebek evinin yolunu bulduğunu hissediyordu. Okyanustaki deniz kabuklarını ona yol gösteriyordu…